Gerçek bir kişinin ölümü, gaipliği veya hakkında ölüm karinesinin varlığı halinde, geride bıraktığı malvarlığının kimlere ve ne şekilde intikal ettirileceğini düzenleyen Medeni Kanunun içinde bir hukuk dalıdır. Miras hukuku, hem miras bırakanın (murisin) terekesini oluşturan malvarlıklarının (taşınır-taşınmaz-mevduat vs.) mirasçılarının arasında paylaştırılmasını hem de borçlarının nasıl ve hangi sırayla ödeneceğini inceler. Son derece geniş bir alan olması nedeniyle miras hukukunu ilgilendiren iş ve davalarda hukuki destek alınmasında fayda vardır.

Vasiyetname Düzenlenmesi

Ayırt etme gücüne sahip ve on beş yaşını doldurmuş herkes, saklı paylı mirasçılarının saklı paylarını ihlal etmeden vasiyetname düzenleyebilir. TMK’ya göre üç farklı şekilde vasiyetname düzenlemek mümkündür. Bunlar:

  • Resmi Vasiyetname (TMK m.532537): Sulh hâkimi, noter veya kanunda kendisine yetki verilmiş diğer bir görevli tarafından iki tanığın huzurunda düzenlenir. TMK m.536 gereği fiil ehliyeti bulunmayanlar, bir ceza mahkemesi kararıyla kamu hizmetinden yasaklılar, okuryazar olmayanlar, miras bırakanın eşi, üstsoy ve altsoy kan hısımları, kardeşleri ve bu kişilerin eşleri resmi görevli veya tanık olarak bulunamazlar. Bulundukları resmi vasiyetname şekil yönünden sakat olur ve vasiyetnamenin iptali davası ile iptali istenebilir.

Ayrıca vasiyetname düzenlenmesine katılan resmi memur veya tanıklara, bunların alt soy-üst soy hısımlarına, kardeşlerine ve bu kişilerin eşlerine düzenlenen resmi vasiyetname yolu ile kazandırmada bulunulamaz. Aksi halde vasiyetnamenin bu kazandırmalar bakımından iptali gerekir.

  • El Yazılı Vasiyetname (TMK m.538): Bu vasiyetname türünde tarih ve imza da dahil olmak üzere metnin tamamının vasiyet edenin el yazısı ile yazılmış olması zorunludur. Okuma yazma bilen kişi tarafından yapılan el yazılı vasiyetnamede söz konusu şekil şartlarına uyulmaması halinde şekil eksikliği söz konusu olur. Okuma yazma bilen fakat bir engel nedeniyle yazı yazamayan kişilerce bu vasiyetname türü düzenlenemez. Vasiyetname, vasiyet eden tarafından birden fazla günde düzenlenmişse, vasiyetnameye yazılacak olan tarih tamamlandığı tarih olmalıdır. Bununla birlikte imza olmayan el yazılı vasiyetnamede, vasiyet yapma iradesi olmadığından yokluk ile geçersizliği ileri sürülebilir. Vasiyet eden tarafından düzenlenen el yazılı vasiyetname açık veya kapalı olarak bir memura, kuruma veya bir arkadaşına teslim edilebilir.
  • Sözlü Vasiyetname (TMK m.539541): Vasiyetin yapıldığı anda olağanüstü şartların varlığı halinde (ölüm tehlikesi gibi), vasiyet edenin başka türlü vasiyet yapma imkânının bulunmadığı durumda sözlü vasiyetname düzenlenebilir. Vasiyet edenin son arzularını aynı anda iki tanığa sözlü olarak anlatması ve bu tanıkların da vasiyet edenin anlattıklarını belgelemeleri ile oluşan sözlü vasiyetnamenin geçerlilik kazanmasının iki yolu bulunmaktadır. Birincisi, tanıklardan biri doğrudan el yazısı ile tarih ve yeri belirtecek şekilde yazdığı ve diğer tanığın da imzaladığı vasiyet edenin son arzuları tanıklar tarafından zaman kaybetmeden sulh hukuk mahkemesi veya asliye hukuk mahkemesine teslim edilir. İkincisi ise, tanıklar tarafından zaman kaybetmeden vasiyet edenin son arzuları hâkime sözlü olarak aktarılır ve hâkim tarafından tutanağa geçirilerek belgelenmiş olur.

Şayet sözlü vasiyetname yapılmasına neden olan olağanüstü durumun ortadan kalkmasından itibaren bir ayın sonunda vasiyet eden hâlâ hayatta ise, mahkeme kararına gerek olmaksızın vasiyetname, hiç yapılmamış gibi geçmişe dönük olarak kendiliğinden hükümsüz kalır. Ancak bu bir aylık süre içinde vasiyet eden vefat ederse, vasiyetname sürekli olarak geçerli hale gelir.

Vasiyetnamenin İptali Davası

Vefat edenin sağlığında düzenlemiş olduğu vasiyetname, her ne kadar bir hukuki işlem de olsa, geçerlilik koşullarını (ehliyet, şekil şartı, hukuka ve ahlaka uygunluk) sağlamaması durumunda kesin hükümsüz değil, iptal edilebilir olduğu kabul edilmiştir. Ancak vasiyetnamenin kurucu unsurlarının bulunmaması durumunda “yokluk” söz konusu olur.

Vasiyetnamenin bir kısmı veya tamamının iptal edilmesinde hukuki yararı bulunan mirasçı veya miras alacaklısı tarafından vasiyetnamenin iptali davası açılabilmesi için;

  • Vasiyet edenin tasarruf ehliyeti bulunmadığı sırada yapılmış olması,
  • Yanılma, aldatma, korkutma, zorlama sonucu yapılmış olması,
  • Vasiyetnamenin içeriğinin, bağlandığı koşulların veya yükümlülüklerin hukuka ve ahlaka aykırı olması,
  • Kanunda belirtilen şekil şartlarına aykırı yapılmış olması şartlarından bir veya birkaçının mevcut olması gerekir.

Şayet TMK m.536’da sayılmış olan kişilere yapılan kazandırmalar nedeniyle vasiyetnamenin iptali davası açılmışsa, bu durumda vasiyetname yalnızca söz konusu kazandırmalar bakımından iptal edilir.

Genel olarak iptal edilmesi mümkün olan vasiyetname, vasiyetnamenin iptali davası sonucunda verilen iptal kararı kesinleşinceye kadar geçerliliğini sürdürür. Vasiyetnamenin iptali davası neticesinde verilen iptal kararının kesinleşmesiyle birlikte geçmişe yönelik olarak ve yalnızca dava açan kişi/kişiler bakımından hüküm ve sonuçlarını doğurur. Vasiyetnamenin iptali davası, vasiyet edenin son yerleşim yeri Asliye Hukuk Mahkemesi'dir.

TMK’da üç farklı vasiyetnamenin iptali davası açma süresi öngörülmüştür. Buna göre;

  • Davacının tasarrufu, iptal sebebini ve kendisinin hak sahibi olduğunu öğrendiği tarihten itibaren bir yıl geçmekle vasiyetnamenin iptali davası açma hakkı sona erer. Bu süre her ne olursa olsun vasiyetnamenin usulüne uygun şekilde açılıp ilgililere okunmadan işlemeye başlamaz.
  • Her hâlde vasiyetnamenin açılma tarihinin üzerinden iyi niyetli davalılara karşı on yıl geçmekle vasiyetnamenin iptali davası açma hakkı sona erer.
  • Her hâlde vasiyetnamenin açılma tarihinin üzerinden kötü niyetli davalılara karşı yirmi yıl geçmekle vasiyetnamenin iptali davası açma hakkı sona erer.

Muris Muvazaası

Muris muvazaası ise; miras bırakanın, mirasçılarından bazısına daha çok pay vermek yahut hiç pay vermemek amacıyla terekesi üzerinde mal kaçırma niyetiyle gerçekleştirdiği temliklerdir. Örneğin; miras bırakan, mirasçılarından mal kaçırabilmek için terekesindeki mal varlığını, gerçekte herhangi bir satış işlemi olmamasına rağmen satış olarak göstermiş olabilir. Bu durumda gerçek sözleşme ile görünürdeki sözleşme birbirine uygun olmayacağından miras bırakanın gerçekleştirmiş olduğu bu işlem mutlak olarak geçersiz sayılacaktır.

Muris muvazaasından söz edebilmek için; görünürdeki sözleşme ile gerçek sözleşme birbirinden farklı olmalı, üçüncü kişileri aldatma saiki bulunmalı ve taraflar arasında sözlü veya yazılı muvazaa anlaşması bulunmalıdır. Bu şartların varlığı halinde miras bırakan tarafından gerçekleştirilen hukuki işlem kesin hükümsüzdür.

Muris Muvazaası Nedeniyle Tapu İptal ve Tescil Davası için bakınız.

Tenkis Davası

Miras bırakan tarafından, tasarruf özgürlüğünün aşılarak, saklı pay sahibi mirasçıların haklarının ihlal edilmesi durumunda; miras bırakanın ölümü halinde murisin yaptığı tasarrufların yasal sınırlar içine çekilmesi amacıyla saklı payları ihlal edilen mirasçılar tarafından açılan dava türüdür. Genellikle murisin, mirasçılarının bir veya birkaçından mal kaçırmak amacıyla gerçekleştirdiği tasarruflar nedeniyle gündeme gelen tenkis davası saklı payı ihlal edilen mirasçılar ve istisnai hallerde bu kişilerin alacaklıları tarafından açılabilir. TMK’da murisin saklı paylı mirasçıları; murisin ana-babası, eşi ve altsoyu şeklinde sayılmıştır. Tenkis davası ancak miras bırakanın ölümü halinde saklı paylı mirasçılar tarafından, tenkise tabi kazandırmanın yapıldığı kişi/kişilere (üçüncü kişi veya mirasçılara) karşı, saklı paylarına tecavüz edildiğini öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl içinde asliye hukuk mahkemesinde açılabilir.

Vasiyetnameye ilişkin davalar vasiyetnamenin açıldığı tarihten itibaren ve diğer tasarruflar hakkındaki davalar mirasın açılmasından itibaren on yıl geçmekle düşer. Tenkis davasının tâbi olduğu söz konusu süreler zamanaşımı değil, hak düşürücü sürelerdir.

Miras bırakanın sağlığında yaptığı kazandırmalarda mirasçılarının saklı paylarını ihlal ettiği bariz şekilde ortada olduğu ve miras bırakanın ölümünün beklenmesi halinde mirasçıları bakımından telafisi mümkün olmayan zararların doğacağı ihtimalinde dahi tenkis davası miras bırakan sağ iken açılamaz. Nitekim mirasçıların miras hakları, miras bırakanın ölümü itibariyle doğacağından miras bırakan hayatta iken miras hakkından bahisle tenkis davası açılması mümkün değildir.

Denkleştirme Davası

TMK m.669-675 arasında düzenlenen mirasta denkleştirme davası, miras bırakanın sağlığında mirasçılarından bazılarına, diğer mirasçıları aleyhine yaptığı karşılıksız kazandırmaların terekeye geri verilmesi ve hesaba katılmasının sağlandığı davadır. Bu dava ile miras bırakandan özel çıkarla karşılıksız kazandırma elde eden yasal mirasçılar ile diğer mirasçılar arasında bozulan eşitliğin sağlanması amaçlanmaktadır.

Denkleştirme davası karşılıksız kazandırma elde eden yasal mirasçı/mirasçılara karşı açılabilir. Yasal mirasçı olmayanlara yapılan kazandırmalar ve bağışlamaya tabi kazandırmalar denkleştirme davasına konu edilemez. Yalnızca miras bırakan ile yasal mirasçı arasındaki sağlararası karşılıksız kazandırmalar denkleştirmeye tabi tutulabilir. Ancak miras bırakanın çocuklarına yaptığı eğitim-öğretim masraflar, TMK m.675’te yer alan olağan hediyeler ile evlenme sırasında yapılan geleneğe uygun giderler denkleştirmeye tabi değildir.

Karşılıksız kazandırmalar, miras payına mahsuben (iadeye tabi şekilde) yapılmalıdır. İade, davacının (aleyhine kazandırma yapılan mirasçının) miras payı oranında yapılmaz, terekeye yapılır. Altsoya yapılan kazandırmalar, miras bırakan tarafından açıkça belirtilmediği takdirde kural olarak denkleştirmeye tabi olacağından, altsoya yapılan sağlararası kazandırmaların denkleştirmeye tabi olmadığı konusunda ispat külfeti davalı altsoya aittir. Öte yandan altsoy dışındaki yasal mirasçılara yapılan kazandırmalar kural olarak denkleştirmeye (iadeye) tabi olmadığından bu kişilere yapılmış olan kazandırmaların denkleştirmeye tabi olduğu konusunda ispat külfeti davacıya aittir.

Davalı mirasçı, iade edilecek mal varlığı yönünden seçim hakkına sahiptir. Aynen iade edebileceği gibi dilerse bedelini de ödeyebilir. Denkleştirme, denkleştirme anındaki değere göre yapılacak olup sebepsiz zenginleşme hükümleri uygulanır. Yargıtay’a göre şayet dava terditli açılmamışsa ve ıslah da olmamışsa kendiliğinden tenkis davasına dönüşmez. Bu noktada denkleştirme davası ile tenkis davasını ayırt etmek son derece önemlidir.

  • Denkleştirme konusu kazandırma tümüyle terekeye iade edilir. Tenkise konu kazandırma ise tasarruf oranını aştığı kadarıyla indirilir.
  • Denkleştirme konusu kazandırmalar, sadece miras bırakanın sağlığında (sağ iken) yapmış olduğu kazandırmalardır. Tenkise konu kazandırmalar ise kural olarak ölüme bağlı tasarruflar olup istisnai durumlarda sağlararası kazandırmalardır.
  • Denkleştirme, terekenin paylaşılması aşamasında gündeme gelen bir kurumdur. Tenkis ise saklı paya sahip her mirasçının terekenin paylaşılmasından önce veya sonra, hak düşürücü süreler içinde başvurabileceği bir dava türüdür.

Mirasta denkleştirme davasında miras bırakan ile yasal mirasçı arasındaki sağlararası kazandırmaların denkleştirmeye tabi olup olmadığı taraflarca her türlü delille ispatlanabilir. TMK m.576’ya göre Denkleştirme Davası, miras bırakanın son yerleşim yeri asliye hukuk mahkemesi'dir. Denkleştirme davasının, en geç mirasın paylaştırılması aşamasının sonuna kadar açılması gerekmekte olup her hâlde terekenin paylaştırılmasının üzerinden 10 yıl  geçmekle zamanaşımına uğrar.

Ölünceye Kadar Bakma Sözleşmesi

Türk Borçlar Kanunu’nda “bakım alacaklısı” ve “bakım borçlusu” olarak tabir edilen kişilerce yapılan ve taraflara karşılıklı borç yükleyen bir sözleşme türüdür. Bakım alacaklısı ölünceye kadar kendisine bakılacak kişiyi ifade eder bu nedenle gerçek kişi olmak zorundadır. Bakım borçlusu ise bu bakım görevini üstlenen tarafı ifade ettiğinden gerçek veya tüzel kişi olabilir. Ölünceye kadar bakma sözleşmesi TBK m.611’de bakım borçlusunun, bakım alacaklısını ölünceye kadar bakıp gözetmeyi, karşılığında bakım alacaklısının da bir malvarlığını veya bir malvarlığı değerini bakım borçlusuna devretmeyi üstlendiği sözleşme türü olarak hüküm altına alınmıştır.

Uygulamada çoğunlukla anne-baba ve çocuklardan biri arasında yapılan bir sözleşme olsa da eşler arasında da uygulama alanı bulabilecek bir sözleşme türüdür.

TBK m.611’de yer alan malvarlığının devri sağlararası işlemle gerçekleştirilebileceği gibi, bakım alacaklısının devredeceği malvarlığına sağlığında ihtiyacı varsa bu durumda ölünce devrinin gerçekleşmesini isteyebilir. Böylece malvarlığının devri ölüme bağlı tasarruf ile gerçekleştirilebilir. Her iki şekilde de gerçekleştirilebilecek olan malvarlığının devri işleminde sözleşmenin tabi olacağı kanun hükümleri bakımından farklılıklar ortaya çıkacaktır. Şayet bakım alacaklısı sözleşemeden kaynaklanan edimini ölüme bağlı tasarruf ile ifa edecekse sözleşmeye Miras Hukuku hükümleri uygulanacaktır. Şayet bakım alacaklısı sözleşmeden kaynaklanan edimini sağlararası bir işlem ile yerine getirecekse, şekil şartlarına ilişkin kurallar dışında Borçlar Hukuku hükümleri uygulanacaktır.

Ölünceye kadar bakma sözleşmesi ile bakım borçlusunun da yerine getirmesi bazı yükümlülükler bulunmaktadır. Bakım alacaklısı genellikle yaşlı, hasta veya kendisiyle ilgilenecek bir yakını olmayacak ölçüde kimsesiz biri olduğundan bakım borçlusu, sözleşmenin kurulduğu andan itibaren bakım alacaklısına sanki ailesinden biriymiş gibi samimi ve şefkatli davranmalı, aynı zamanda bakım alacaklısının beslenmesi, giyimi, sağlığı ve varsa tedavi masrafları ile titizlikle alakalı olmalıdır.

Ölünceye kadar bakma sözleşmesi TMK m.545’te yer alan şekil şartlarına tabi olmakla birlikte resmi vasiyetname şeklinde düzenlenmedikçe geçerli olmaz. Resmi vasiyetnamenin nasıl düzenlenmesi gerektiğinin hüküm altına alındığı TMK m.532’ye göre sözleşme, iki tanığın katılmasıyla resmî memur tarafından yani sulh hâkimi, noter veya kanunla kendisine bu yetki verilmiş diğer bir görevli tarafından düzenlenir.

Şayet ölünceye kadar bakma sözleşmesinin bakım alacaklısı vesayet altındaki bir kişi ise, sulh mahkemesinin kararının alınmasının ardından asliye hukuk mahkemesinin iznine tabi tutulmuştur.

Ölünceye Kadar Bakma Sözleşmesine Dayalı Tapu İptal ve Tescil Davası için bakınız.

Mirastan Feragat Sözleşmesi

Mirasçının miras hakkından vazgeçmesine ilişkin miras bırakan ile mirasçı arasında yapılan sözleşmedir. TMK m.528’te “Miras bırakan, bir mirasçısı ile karşılıksız veya bir karşılık sağlanarak mirastan feragat sözleşmesi yapabilir. Feragat eden mirasçılık sıfatını kaybeder.” denilmekte olup tam feragat halinde bu sözleşme ile mirasçının tereke ile olan ilişkisi kesilir, miras bırakanın ölümü halinde mirastan feragat edenin mirasçı sıfatı bulunmaz. Bu durumda sanki kişi miras bırakandan önce ölmüş gibi mirasa katılmaz.

Miras sözleşmesinin ivazsız yapılması halinde mirasçı, hiçbir menfaati olmaksızın miras hakkından feragat etmektedir. Bu halde miras hakkından feragat eden kişinin altsoyu bu feragatten etkilenmez. Mirastan feragat edenin hissesi altsoyuna geçer. Ancak mirastan feragat sözleşmesi ivazsız da olsa taraflarca feragatin, mirastan feragat edenin altsoyunu da kapsayacağı kararlaştırılabilir.

Miras sözleşmesinin ivazlı yapılması halinde mirasçı, bir menfaat karşılığında miras hakkından feragat etmektedir. Bu halde kural olarak sözleşme, mirastan feragat edenin altsoyu için de hüküm ve sonuçlarını doğurur. Ancak mirastan feragat sözleşmesinde taraflarca aksi kararlaştırılabilir. Miras sözleşmesinin ivazlı yapılması halinde, mirastan feragat eden kişinin, miras bırakanın alacaklılarına karşı sorumluluğu söz konusudur. Ancak ivazsız feragatte miras bırakanın alacaklılarına karşı sorumluluk söz konusu olmaz.

Mirasın açıldığı anda terekenin miras bırakanın borçlarını karşılamaması ve mirasçıların da bu borcu ödememesi durumunda, miras feragat eden ve feragat edenin mirasçıları, miras bırakanın ölümünden önceki beş yıl içinde muristen almış oldukları karşılıktan, mirasın açıldığı andaki zenginleşmeleri oranında alacaklılara karşı sorumludurlar.

Aygüneş Hukuk Bürosu olarak Kuşadası’nda başarılı bir avukat kadroyla hizmet vermekte olup, Miras Hukuku Davası sorunlarınızı dava yoluyla çözüme kavuşturmanız aşamalarında hukuki destek sağlamaktayız.

Hızlı İletişim
  • +90 256 613 02 30
  • +90 532 723 99 09
  • info@ayguneshukuk.com
Aygüneş Hukuk Bürosu
Hızlı İletişim